Bakan ve şiddet

Aile içi ve kadına yönelik şiddetin engellenmesi amacıyla, eş zamanlı olarak gerçekleştirilen toplantılar ülke genelinde yapıldı.

Giriş
Güncellenme

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) şiddetin tanımını “fiziksel güç veya iktidarın kasıtlı bir tehdit veya gerçeklik biçiminde bir başkasına uygulanması sonucunda şiddete maruz kalan kişide yaralanma, ölüm ve psikolojik zarara yol açması ya da açma ihtimali bulunması” olarak yapmaktadır.

 Fiziksel ve psikolojik şiddet günümüzde giderek artan önemli bir toplumsal sorunlardan biridir.  Bedene uygulanan fiziksel saldırılar, en çok görülen şiddet türü olduğu da biliniyor.

Psikolojik şiddet içeriğinde; kişiyi aşırı denetleme ve kontrol altında tutma, aşağılamak, cezalandırmak, mahrum bırakmak, küçük düşürmek amacıyla yapılan sistematik şiddet davranışıdır.

Kadına karşı yaptırım ve tehdit aracı olarak paranın kullanılması ekonomik şiddetin varlığını gösterir. Kadının çalışmasına izin vermemek, malına ve parasına el koymak, kadının ekonomik varlığını yok saymak gibi davranışlar ekonomik şiddettir.

İçişleri bakanı Sayın Soylu, il emniyet müdürleri toplantısında bir dizi talimatlar yağdırarak Cumhurbaşkanımızın deyimiyle şiddete ve istismara sıfır tolerans göstermek gibi ülke olarak bir hedefimiz olduğunu hatırlattı.

2020-2021 eylem planı çerçevesinde Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı imzaladığı kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede kurumsal işbirliği ve eş güdümün arttırılması Koordinasyon Planı imzalandığı yazılı medyada haber olarak yayımlandığını biliyoruz.

Şiddete daha çok kadınlar, çocuklar, engelliler, yaşlılar, göçmenler ve evsizler uğruyor. Şiddeti etkileyen birçok nedenler var. Günlük yaşamımızda ise şiddeti özendiren bir sürü etkenler var. Bunları birisi, de TV’lerde yayımlanan şiddete yönelik dizler olarak karşımıza çıkıyor. İşin garip tarafı ise bir yanda şiddeti önleme çabasında olan devletin elinde RÜTÜK denen bir denetleme mekanizması varken çarenin dışarıda aramasıdır.

Dünyada şiddete maruz kalanların sayısı 1 milyon 400 bin kişi olduğu istatistiklerle de belirlenmiş.

Dünya genellemesine bakıldığında şiddet görenlerin sayısı Türkiye’de milyonda 6’dır ki bu da yıllık genelleme yapıldığında haftada bir kişinin ölmesi demek, bu ölenlerin çoğunluğunun kadınlardan oluştuğu gerçeğini gizlemiyor.

 Şiddeti önlemek için 81 ilde önleme merkezleri ve ALO 183 ihbar hattı olmasına rağmen ilgili kanunların önleme konusunda yetersiz kaldığı da bir gerçek.  

Trabzon’da il genelinde şiddete maruz kalanların resmi kayıtlara göre toplan sayısı 1100. Vakfıkebir’de ise 2018 yılında polis kayıtlarına göre 20 kişiye işlem yapılmış bunların 17 tanesine vatandaş odaklı uzaklaştırma kararı uygulanırken, jandarma kayıtlarında ise bu sayı 7 olarak kayıtlara geçti. 2019 yılana gelindiğinde ise 26 dosya açılmış, 16 tanesinde uzaklaştırma kararı alınmış jandarma bölgesinde ise 10 dosyaya uzaklaştırma kararı alınmış. Resmi olmayan şiddet mağduru sayıların ne kadar olduğu ise bilinmiyor. İşin en ilginç yanı ise şiddet mağdurlarının % 64’ü yakınlarından şiddet görüyor.

Trabzon’da bir tane kadın sığınma evi var fakat kapasitesi 20 kişilik.  Bu sayının ilimize yakışmadığı ve sayının arttırılması gerektiğini biliyoruz. Hatta ilçemizde bile sığınma evinin açılması için girişimlerde bulunulması gerekiyor.

Şiddete sadece dayak olarak bakmamak gerek. Şiddetin türlerine de bakmak lazım. Mesela ekonomik, psikolojik, fiziksel ve cinsel olanlarını da bu kapsama dahil etmekte fayda var. Ayrıca toplumumuzda kadınlarımızı aşağılayıcı birçok sözcüklerin olduğunu ve bunları bazen isteyerek bazen istemeden gayri ihtiyari olarak çok telaffuz ediyoruz ki bu söylemlerden kaçınılması lazım.

Kadına değer veren necip milletin fertleri, cenneti annelerin ayakları altına seren bir peygamberin ümmeti olduğumuzu unutmamak gerekir.