Salâvat getirerek yürürken, yine o yeşil sarıklı adamı gördüm, her zamanki gibi yeşil pardüseli.
İslâmi giyindiği için dikkatimi çekiyor ve takip ediyorum.
“Yanından geçen bayanlara bakmak zorunda kaldığında sol gözünü kapatıyor”. Her zaman sağ gözü ile kadınlara bakan bu kişi onlardan (kalp gözü açık olan) mı diye içimden geçti. Acaba samimi arkadaşı varmı? Usanmadan takip ettim. Baktım Sivas Caddelerinde “Hak, Hak, Hak” diye bağıran beyaz sarıklı adamdan hiç ayrılmıyor. Bir araya geldiklerinde “Koyun-Kuzu” misali birbirine muhabbet ediyorlar. Kalbimden beyaz sarıklıya “Hak” dediği için “Hak Baba” dedim.
Paşa Cami’nin kubbesine çıkarak herkesi “namaza” çağıran Hak Baba geçmişte “İrtica-i Faaliyetten” 1.Şube’de her zaman sorguya çekiliyormuş! Sonra da; “Kafayı bozmuş-(meczup)” diye kanaat getirip serbest bırakırlarmış.
Sivas’tan ayrılacağım son gün öğle sıcağında tesadüfen önüme çıktı. Paşa Camiinin altında dönerciden yayılan organik döner kokusu insanın başını döndürüyor.
Ona; “Hak dediğin için ben sana “Hak Baba” diyorum, senin duanı almak istiyorum sana bir yemek ısmarlayayım” dedim. O; “Ben senin bu öğle yemeğini inan yedim oğlum, işin gücün rast gitsin, mümin’in duası müşterektir” demişti.
Bu ikili Ulu Camide genelde Cuma Namazını kılarlar. Namaz çıkışı “Hak Baba” İ.Hakkı Toprak Hz.lerinin kabri başına geçerek, Cuma Namazından çıkanları tek tek sayar gibi nazar ettiğine şahit oldum.
*-*
MEVLÜT BABA
İsmail Hakkı Toprak Hazretlerinin vekili Mevlüt Baba’yı Bekçi Mehmet DEMİRCİ bana tanıştırdı. Bekçiye atamamdan altı ay önce acaba Sakarya’ya tayin olarak gidebilecek miyim? Mevlüt Babaya sorabilir miyiz? Demiştim. Cuma günü namaz çıkışı Mevlüt Baba’ya bu soruyu Bekçi sordu. Beş kişi arasında öyle bir anda cevap verdi ki söylediğini sadece ben duydum, diğerleri duyamamıştı. “Sakarya’ya Allahın izni ile gideceksin, ancak sonuna karışmam” dedi. Haziran ayı geldiğinde atamam Sakarya’ya çıkmıştı. Fakat içim içini yiyordu. Daha ilk günden acaba sonu nasıl olacak diye düşünmeye başlamıştım. Aradan yıllar geçmişti Mevlüt Babamız vefat etmişti. 17 Ağustos 1999 da Trabzon’da izinli olduğum zamanda Sakarya depremi olmuştu. Sakarya’yı yıkık ve harap şekilde gördüğümde Mevlüt Babanın dediği sözleri Düzce’den Kocaeli’ne kadar düşündüm. Herhalde Sakarya’daki son senemdir dedim. 1999 da Sakarya’dan ayrıldım. Mevlüt Baba Sakarya depremini meğer atama sorusunda söyledi de biz anlayamadık. Gönül dostu Mehmet DEMİRCİ’ye selam olsun, Mevlüt Baba nur içinde yatsın.
*-*
ACABA?
Ona Vakfıkebir Merkez fırının önünde fantastik bir soru sordum; Mezarımız nerede olacak? “Gözlerime bakarak, senin mezarın buralarda görünmüyor dedi.” Bir şey gördü ki öyle konuştu. Başını sallayarak oradan uzaklaştı. Vakfıkebir’de üç-beş kişiye sorsan mutlaka birisi ONU tanır.
*-*
Köyümün eski imamı rahmetli Yusuf Şafak şöyle derdi. Kalp gözü açık olanlar üç çeşittir. Kendisinin kalp gözü açık olduğunu ilmen bilenler, bazen bilip, bazen bilemeyenler, bu halde olup kendisinin bundan haberi olmayanlar.
Hz.Osmanın yanına gelen birisine; “Gözünde zina eseri var, bir kadına bakmışsın” buyurdu. O kimse nereden bildin dedi. Hz. Osman da Müminin ferasetinden korkun, o Allah nuru ile bakar” Hadis-i Şerifini söyledi. (Buhari, Cami-ul keramet)
Meselemiz Nur ile bakabilmektir. Allah Nuru ile bakanları anlayabilmektir.