O KUPA...
28 sene önce doğanlar çoluk çocuğa karıştı.
O yıl bıyıkları terleyenler, ömrünün çoğunu bitirdiler.
O yıl askerden dönenler, çocuklarını everdiler.
O yıl evlenenler dede, o yılın dedeleri rahmetli oldu.
***
O yıllar, telefonlar yandan çevirmeliydi.
Postacılar mektupları çuvallarda taşırdı.
Bayramlarda insanlar birbirlerine resimli kartpostallar yollardı…
O yıllar deniz daha mavi, ormanlar daha canlıydı…
Köylerde misafir odaları vardı, gelen yabancılar oralarda ağırlanırdı.
O yıllar, güneş akşamüstü denizin arkasından batarken, bir kıranın tepesinde toplanan çocuklar, kasabadan köye gelecek olan minibüsleri dört gözle kollardı…
***
O yıllar komşuluk ilişkileri bir başkaydı.
Gece vakti el fenerini eline alanlar ve bir şişenin içindeki üstüpü parçasını tutuşturup karanlığı aydınlığa çevirenler, soluğu komşularının evinde alırdı.
Analar kolay kolay ağlamazdı!
Genç kızların en büyük hayaliydi zetina dikiş makinesi.
Delikanlıların arka ceplerinde taşıdıkları horozlu ayna ile bordo-mavi taraklar aksesuarlarıydı.
Babaların en büyük merakı; siyah tespih ve tütün tabakasıydı.
Hastalık mı?
Anaların/nenelerin yaptığı bir tas şekerli su her şeyin ilacıydı.
***
Çok zaman geçti aradan çok. Ayak ve el parmaklarının sayısı yıllara yetmiyor.
Günümüzde telefonlar cebe girdi. Bayramlarda mesaj atılıyor, kartpostallar ve mektuplar tarihe karıştı.
Deniz semt pazarına döndürüldü. Ormanlar can çekişiyor, ağaçların rengi değişti. Köyler şehirleşti. İnsanlar garipleşti.
***
TFF’nin vermek istemediği, ancak eninde/sonunda mecburen vereceği,
Birilerinin geçen yıl Trabzonspor’un elinden kapmak için her yolu denediği, diğer ifadeyle Trabzonspor’un 28 yıl peşinde olduğu o kupa, milyonlarca Trabzonsporluyu özlemini çektiği yıllara döndürecektir;
Dedeler babaların, babalar çocuklarının yaşına inecektir,
Köylerde komşuluk ilişkileri elbette canlanmayacak, delikanlılar İspanyol paça pantolon, genç kızlar çiçekli etekler giymeyecek, çocuklar bir kıranın tepesinde beklemeyecek belki,
Ancak, milyonların yüzü eskiden olduğu gibi gülmeye başlayacak…
Kısacası o kupa Trabzon’da ve Trabzonsporlularda çok şeyi değiştirecek.
***
Selam olsun, “ Kelime-i şahadet” getirirken, Trabzonspor’un maçını soran dedeye…
Selam olsun, “ Trabzonspor ÖSS’de birinci olan köylü kızıdır” diyen bacıma…
Selam olsun, “ Trabzonspor, ilkokul mezunu mucittir” diyen, bordo-mavili gardaşıma.
Selam olsun, dünyaya, Amerika’dan avazı çıktığı kadar “bordoooo” bağırıp, renktaşlarından “maviiiii” cevabını duymak isteyen Erzurumlu Üsteğmene…
Selam olsun, “ Arçil ve Şota alındıysa namaza başlayabiliriz” diyen imama…
Selam olsun, “ Formamım gücü bana yetti” diyen Kazım Koyuncu’ya…
Selam olsun, “ Trabzonspor’un şampiyonluğunu görmeden ölürsem zoruma gider” diyen Gökhan Uzun’a, 1996’da Trabzonspor’a yapılan kahpeliği içine sindiremeyen Hüsnü Civelek ve Mehmet Dalman’a…
Selam olsun Alaattin Aygün’e, Gökmen Karakullukçu’ya, Bülent Dönmez’e, Kemal Yılmaz’a, Faruk Genç’e, Neşat Akyazı’ya, Kürşat Akyazı’ya, İsmail Akyazı’ya, Yusuf Sevgi’ye, Hasan Sevgi’ye ve Ziya Kara’ya…
Selam olsun Bünyamin Kahriman’a, Mesut Keleş ve Serhat Kırkayak’a…
Selam olsun tüm Trabzonsporlulara…