Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Yusuf Reha Alp
Yusuf Reha Alp
Edebiyat Dersler I
06 Mayıs 2010, 17:44

       Oldukça iddialı bir başlık bulduk madem ve üstelik Roma rakamıyla “I” diye de işaretledik onu, o halde hem iddialı bir romanla başlamalı ve hem de yazıyı seriye bağlayıp devamını getirmeli..

       Pekâlâ, ikisini de yapmaya şu an için gücüm yeter gözükmekte. İleride ne olacağını düşünürsek, ânı yaşayamayız ne de olsa..

 

*                      *                      *

        Böylesine bir seri Tolstoy ile başlamalı. Anna Karenina ile desek daha doğru olacak aslında. Çünkü ülkemizde, Kont’un politik ve dini görüşlerinden ziyade “Roman Yazarı” kimliği öne çıkmış ve bir tren garında seksen küsur yaşında zatürreeden ölen bu huysuz görünümlü yaşlı amca, Anna Karenina ile özdeşlemiştir.

       Çok fazla okumasak da Tolstoy dendiğinden hepimizin aklında bir şey oluşması ve bu oluşan “Şey”in çoğu zaman, Anna ile tamamlanmasını kriter olarak alırsak şayet, “Karenin’in Hanımı”nı ders notlarının en başına almamız diğerlerine haksızlık sayılmaz..

 

*                      *                      *

 

Sekiz yüz küsur sayfalık bu klasik, daha açılış cümlesi ile çarpar adamı. Ve ilginç şekilde, ikisi de birbirinden çarpıcı, iki açılışla başlar kitap.

            İlki, Tolstoy’un nereden alıntılandığına dair hiçbir ipucu vermediği ve tırnak içine de almadığı için kendi cümlesi zannettiğimiz, “İçim nefretle dolu, öcümü alacağım”dır. Kont, daha birinci dakikada okuyucusunu çarpar, çok sert birkaç tokatla kendine getirir onu. Aslında bu bir uyarıdır. “Neye başladığına dikkat et” der, “bir karanlıkta kaybolmak üzeresin. Bu yükü omuzlayabileceksen bu kitaba başla. Aksi halde uzak dur benim sayfalarımdan!..”

            Yeni ahdin, Aziz Pavlus tarafından yazıldığı kesin olan istisnai metinlerinden olan “Romalılara Mektup”, en dogmatik Pavlus metni olarak kabul edilir. Bu metinde Pavlus, Romalılara, neye iman edeceklerini oldukça sarih şekilde anlatırken, 12. Babın 19. Kısmında Rab İsa Mesih’in ağzından şöyle seslenir : “..Rab diyor : Öç benimdir, karşılığını ben vereceğim.”

            Tolstoy’un atfı bu cümleye olsa gerek. Çünkü metnin devamındaki cümleler, Kont’un tüm yaşamı boyunca kendisini adadığı düşüncelerin bir özeti gibidir : “Düşmanın acıkmışsa ona yedir; eğer susamışsa ona içir; çünkü bunu yapmakla onun başı üzerine ateş korları yığarsın. Kötülüğe yenilme, fakat kötülüğü iyilikle yen.”Hayatını İsa’nın “Dağdaki Vaaz”ında söylediği gibi yaşamaya vakfeden Tolstoy’u anlat deseler bu cümleler yeter de artar bile.

            Peki, ifadeyi değiştirilmiş hali ile kullanan Tolstoy, “içim nefretle dolu, öcümü alacağım” diyerek neyi kastediyordu? Bu, sadece yazarın kendisinin doğru olarak cevaplayabileceği bir soru olmakla beraber, kitabı okuyup bitirdikten sonra ancak üzerinde birkaç tahmin yürütebiliriz.

            İçi nefretle dolu olan Anna mıydı ve öcümü alacağım diyerek kendini trenin altına atması mı kastediliyordu, bilinmez. Anna’nın kendisine haksızlık yapıldığına inanan kocasının “Ahı” idi belki de Anna’nın trenin altına atlamasına neden olan güç.. Romanda pek silik kalması sebebiyle eserin giriş kısmının Anna’nın kocasına hasredilmesi pek mümkün gözükmüyor. Kaldı ki, Tolstoy, Anna’nın evli bir kadınken Kont Vronski ile bir ilişki yaşamasını ayıplanacak bir şey olarak düşündürtmüyor okuyucusuna. Tam tersine, Rus sosyetesinin tüm kadınlarından çok daha dürüst ve asil buluyoruz Anna’yı..

            O halde, içi nefretle dolu olan ve öcünü almaya kararlı kişi kim? Benim aklıma Tolstoy’dan başkası gelmiyor. Belki de, toplumun nasıl ikiyüzlü oluşunu ortaya çıkarışı ile romanın tamamı Tolstoy’un kendi öcüdür. Levin ile ortaya koyduğu dini görüşleriyle kurumsal kilisenin varlığının gereksizliğini sorgulaması, Anna ile evli kadınların pek çoğunun aklından geçen düşünceleri ortaya koymasıyla kadınlara, özellikle de kendi karısına olan, hadi nefretini demeyelim ama, antipatisini ortaya koyması, Anna’nın kocasının pek de şerefli sayılmayacak davranışını sergilemesi ile toplumda dinine çok bağlı gözüken yüksek seviyeli devlet memurlarının gerçek yüzlerini açık etmesi, belki de Tolstoy’un öç alma yöntemidir, bilinmez.  

*                      *                      *

 

İkinci ve en az ilki kadar vurucu olan açılış ise şudur : “Bütün mutlu aileler birbirine benzer; tüm mutsuz ailelerin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır..”

            Kitap, bunu dedikten hemen sonra Oblonskilerin evine buyur eder bizi. İlginçtir, Anna Karenina, Anna Karenina ile bitmediği gibi onunla başlamaz da.. Hatta ilk kez ona rastlayışımız, oldukça geç bile sayılır. Anna’nın erkek kardeşi ve onun karısıyla yaşadığı problemle başlar kitap. Uzun sayılacak bir süre boyunca da bu sorunun çıkışı ve nasıl bitebileceği ile oyalar bizi Tolstoy..

 

*                      *                      *

 

Romanda pek çok karaktere can verilse de, temelde yedi ana kişiliğin mücadelesi anlatılır. Anna ile kocası Aleksey, Vronski, Levin ile Kiti ve karı koca Oblonskiler.. Hepsi bir çift ve açıkta kalan tek kişi Vronski gibi gözükse de, başta durum oldukça değişiktir. Vronski aslında Kiti ile bir çift gibi başlar. Levin, Kiti’nin aşığıdır. Doli ile Anna’nın kardeşi olan kocası ise romanın başından sonuna kadar mutsuz bir çifttirler. Sonraları Vronski Anna ile çift olur, Levin ile Kiti. Bu sefer açıkta kalan Anna’nın kocası olmuştur ki, onun da Leydi İvanovna ile bir ilişkisi olup olmadığı romanın havada kalan ve asla cevap bulmayan sayısız sorularından biridir.

            Aslında tüm hikaye Levin’in, ki genel kanaate göre Tolstoy’un ta kendisidir, din ve toprak reformu üzerine olan görüşlerini yazmak için kaleme alınmış da Anna ile Vronski’nin hikayesi bir magazin figürü olarak araya katılmış gibi gelebilir bazılarına. Çünkü Levin’in hiçbirimizi ilgilendirmeyen çiftçilik üzerine görüşleri o kadar ayrıntılı ve uzun olarak verilmiştir ki, insan bu sayfaları okurken kitabı bırakmayı bile düşünebilir.

            Ancak, böyle düşünürsek, Anna ile Vrosnki arasında yaşanan büyük aşka ve bu aşkın vardığı noktanın olağanüstü bir şekilde ortaya konulmasına büyük bir haksızlık yapmış oluruz. Çünkü Savaş ve Barış’takinin aksine, Rus sosyetesi ve yaşam biçimi burada sadece bir arka figür olarak değil, bizatihi hikayenin kendisi olarak kullanılmıştır. Amaç, Savaş ve Barış’ta olduğu gibi, Napolyon ile Aleksandr arasındaki mücadelenin gözler önüne serilmesi ve bunu okunur hale getirmek için de birkaç büyük ailenin bireylerinden faydalanmak değil, o dönemin Petersburg ve Moskova sosyetesinin değer yargıları, ahlak ölçülerü, dini ve politik görüşleri ile hayat ve ölüme bakışlarını sorgulamaktır. Nitekim kitabın sonlarına doğru ortaya çıkan ve ancak birkaç sayfa bizimle birlikte olabilen alakasız Fransız karakter de buna hizmet eder.

 

*                      *                      *

            Daha önce de değindiğimiz gibi, roman Anna Karenina ile bitmez; onunla başlamadığı gibi..  Bu dev eser, Oblonskilerin aile mutsuzluğu ile başlar ve Levin ile Kiti’nin mutluluğuyla biter. Levin’in bu arada yaşadığı değişim ve katıksız bir dinsizken imanlı biri haline gelmesi Tolstoy için eserin en önemli olayıdır. Bu yüzden dev hacimli kitabını, benim Savaş ve Barış’taki Pierre’e benzettiğim Levin’le bitirir.

            Anna’ya ne olmuştur peki? Tolstoy, belki de, Anna’nın ölümünün, hiç kimseyi, Anna’nın tahmin ettiğinin tam aksine, ilgilendirmemesini gözümüzün içine sokarak Anna’dan mı öcünü almıştır? Öyle ya, kardeşi ve Anna’ya sevgisi su götürmez Stiva’nın bile kısa zamanda Anna’yı unutup gündelik hayatın içine dalışını sergileyerek ne yapmak istemektedir Tolstoy? Kont Vronski’nin kendini gönüllü olarak orduya yazdırması ve Osmanlılarla savaşa katılmaya gitmesi belki Anna’yı unutmak istemesine yorulabilir, ancak diğer karakterler ne de çabuk “silkelemişlerdir onun gözlerini kendi üzerlerinden.” Üstelik yaşarken, Levin dahil, hepsi aşıkken ona..

 

 

Bu yazı 786 defa okunmuştur.
Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Yazara Ait Diğer Yazılar

Aksal YAVUZ Aksal YAVUZ
Trabzon'da Olsaydı?
M.Bülent ALP M.Bülent ALP
SWOT Analizi
Nurgül GÜNAYDIN Nurgül GÜNAYDIN
Bu gün kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
Cemal ÖNER Cemal ÖNER
Altyapıda Skandal-2
HİKMET AKSOY HİKMET AKSOY
VAKFIKEBİR DEVLET HASTANESİ ÜZERİNDEN SİTEMLER
Yusuf Reha Alp Yusuf Reha Alp
Trabzonspor'un gidişatı Nasıl mı?
HASAN BAHADIR HASAN BAHADIR
Yeni Hastaneye "BÜYÜKLİMAN" Adı Yakışır

SİTE ANKET

VAKFIKEBİR DEVLET HASTANESİ'NE AMBULANS HELİKOPTER PİSTİNE İHTİYAÇ VAR MI YOK MU?



EN ÇOK OKUNANLAR

  • Bugün haber eklenmedi.