Bir takım ne kadar iyi çalıştırılırsa çalıştırılsın, bu durum; o takımın kazanma şansına yüzde elli etki yapar. Diğer oranın, ruhsal ve zihinsel çalışmadan geçtiğini bilmek gerekir.
Sen, tarihinin en önemli maçlarından birine çıkacaksın, elin oğlu Trabzon’a gelecek, futbolcunu kandırıp almak için, şehirde ve tesislerde elini kolunu sallayarak cirit atacak.
Senin oyuncun Umut Bulut, “ Hoş geldiniz, safa geldiniz, madem bu kadar yolu teptiniz, pek de yoruldunuz, hele şimdilik yatıp dinlenin, sabah ola hayrola” diyemeyecek. Gözü yükseklerde olan genç bir kızın, zengin iş adamından evlenme teklifi alması gibi, iki gün daha sabredemedi.
* * *
Arkadaş, o ne biçim saha öyle? Suya düşen kesme şeker gibi, üstünde koşulunca dağılıyor. Zeminin o şekil oluşu, futbola sütanalığı yapan, fizik gücü mükemmel olan İngilizlerin işine yaradı.
Trabzonspor’un ilk maçta tek farkla mağlup olması, camiayı rövanş için umutlandırmıştı ama maçtan önce yaşanan Umut Bulut vakası canları sıkmadı değil. Çünkü o Umut’a Trabzonspor’un ihtiyacı vardı.
* * *
Erken gol, önce Trabzonsporlu oyuncuları, sonra bordo-mavili taraftarları 75 dakika sürecek rüya âlemine itti. Tabi rüyanın gerçekleşmesi için ikinci gole ihtiyaç vardı.
Trabzonspor ilk yarı saldırdıkça saldırdı. İşte o ara ikinci gol gelse, İngilizler, ayaz soğuğunda bir tarafı açık yatan sarhoş gibi, kâbus görmeye başlayacaklardı.
Teo golü attı fakat, boylu, boslu İngilizlerin arasında, mengeneye sıkıştırılan vida gibi hareketsiz bırakıldı. Yattara, ilk yarı kademeli pres uygulamasına takılınca, yandı canım helva.
* * *
İkinci yarıya Liverpool hızlı girdi. Bordo-mavili oyuncular, topa sahip olarak dinlenmeyi, rakibi yormaya çalıştıysalar da beceremediler.
Bunda en büyük etken, Trabzonspor’un üç gün evvel, Fenerbahçe ile zorlu bir lig maç yapması ve zeminin ağır oluşuydu. “ Liverpoollular da aynı sahada koştu, hafta sonu onlar da oynadı” diyebilirisiniz. Avrupalı takımlarla bizim takımlar arasındaki en büyük fark bu işte.
Yeri geldiğinde oyunu daraltıp açan, topu koşturan ve oyun disiplininden kopmayan Liverpoollular, Trabzonspor’un üzerine sahanın her alanını kullanarak gitmeye başlayınca, gol “ geliyorum” demişti aslında. İşin içine tecrübe farkı ve panikleme hali girince, İngilizlere nispet, bizimkiler yavaş yavaş boncuk gibi terlemeye başladı.
Şansız deveyi çölde kutup ayısı öper misali, Liverpoollu oyuncuların becermediğini yapıp topu kendi ağlarımıza yolladık. Zaten kurada kapımızı tıklatan şansızlığın ikinci maçta kırıp geçmesi çok da önemli değil…
* * *
O akşam Umut Bulut’a çok aradı Trabzonspor. Ama o Umut Bulut nerde? Tabi ki evde...
Kafama takılan, Umut Bulut gemiyi terk etmek istediğine göre, Jaja, maç 1-0 iken niye düşünülmedi? Neden son beş dakika? Bir oyuncu, herkesin demoralize olduğu saatte, oynasa ne olur, oynamasa ne? Ayrıca, bu maçtan alınacak bir puan, önümüzdeki sene kura çekimlerinde işe yaramayacağı ne malum?
Trabzonspor elenmeyi asla hak etmedi. Umut’un yaptığını da... Trabzonspor ezdi, ezilmedi. Elenmeseydi iki kulvarda yarışacak kadrosu olmadığından fazla takmamak gerek. Lakin insanın, her sezon başı gördüğü rüya güzel de olsa, o rüya kısa da sürse, bazı acı gerçeklere kafa yormaması elinde değil…