Hayrettin Hacısalihoğlu hakkında yazdıklarım arşivdedir. Kendisini geçmişte en çok eleştirenlerin başında geliyordum. Hatta bu yazdıklarımdan dolayı uzun bir süre konuşmadık, birbirimize selam dahi vermediğimiz dönemler oldu.
Mevlana Celaleddin, “Dün dünde kaldı cancağızım / Artık yeni şeyler söylemek lazım” der. Doğru da der. Şayet kişisel hesaplaşmalarımızı Trabzonspor üzerinden yapacaksak, bu kuruma zarar vermekten başka bir şeye hizmet etmemiş oluruz.
*
Pekala.. Nefret, sevgi, hırs, intikam ve bunun gibi kişisel tüm duygularımızı bir kenara bırakarak Hayrettin Hacısalihoğlu’nun istifasını değerlendirmeye çalışalım ve ne kadar objektif olabilirsek o kadar objektif olmaya gayret edelim. Bunu yaparken, “Aslında ne oldu?” sorusuna da cevap aramanın peşine düşelim elbette..
*
Hayrettin Hacısalihoğlu, her şeyden önce, muarızlarının da hakkını teslim ettiği üzere “Dürüst” ve “Özverili” bir yöneticiydi. Bütün mesaisini kulübe harcayan Asbaşkan, belki de en büyük hatayı bu noktada yaptı. Paylaşımcı olmayan yapısı, diğer yöneticilere olan güvensizliğinden ziyade, yapılan tüm işlerden bizzat haberi olması gerektiğini düşündüren titiz yapısından kaynaklanıyordu. Elbette bu tutum zaman içinde huzursuzluk yaratacaktı, nitekim yarattı da..
Trabzonspor Kulübü’nün kurumsal olması gereken yapısı, bir Asbaşkan’ın, o kulübün gelen – giden tüm evrakından haberdar olmasına ve tüm yazışmaların Asbaşkan’ın elinden çıkmasına ihtiyaç duyulmasına engel olunması için gerekliydi. Ancak Trabzonspor, Şener – Hacısalihoğlu ikilisi döneminde sadece kağıt üzerinde kurumsallaştı. Kulübün gerekli – gereksiz tüm işleri Hayrettin Hacısalihoğlu tarafından yapılıyor hale geldi.
Bu durum, haliyle, bazı yöneticiler üzerinde, “E nasıl olsa Hayrettin abi çalışıyor” rahatlığı yaratırken, bazılarında da “Bizim neden hiçbir şeyden haberimiz olmuyor” rahatsızlığını doğurdu. Bu türden bir rahatsızlık hissedenler, Hacısalihoğlu’nun, bu, “Her şeyi ben yapmalıyım” mantığına isyan etseler de durumu değiştirmek ve sorumluluk almak adına tek bir hamle yapmadılar. Yani, tamam Hacısalihoğlu’nun “Benmerkezci” anlayışına kızalım ancak, O’nu rahatlatmak ve sorumluluk almak adına hiçbir hamle yapmayan diğer yönetici arkadaşların da bu tutumunu bir kenara not edelim.
*
Yönetimlerin en büyük sorunu, ilk kurulduklarında herkesin müsamaha gösterdiği bazı davranışların, zaman içerisinde tahammül edilemez hale gelmesidir. Bu, bizim gibi toplumlarda, planlamanın baştan yapılmamış olması ve herkesin çalışma prensiplerini net bir şekilde ortaya koymaması ile birebir doğru orantılı bir durumdur. En baştan, sırf listeye girebilmek uğruna, “Seçici”nin her dediğine “He” diyen zihniyet, zamanla, “Bir dakika kardeşim. Benim de bu konuda söz hakkım var” anlayışına geniş bir çark yapar. Bir takım olmayı beceremeyen toplama yönetimlerin maalesef kaderi budur.
Mevcut kurul da, birbirini çok iyi tanıyıp anlayan, hassasiyetlerinin farkında olan ve daha da önemlisi birbirini tamamlayan bir ekip olarak en baştan beri kurulmamıştı zaten. Bunun nedenleri bu yazının konusu değil. Vaktimiz çok, belki başka bir yazıda bu konuyu irdeleriz. Dolayısıyla böylesine toplama bir ekibin uyum içinde ve zevkle bir arada çalışabileceğine dair hiçbir emare ilk andan beri yoktu, diyebiliriz.
*
Bütün bu süreç, Hayrettin Hacısalihoğlu’nun istifası ile sonuçlandı. İlginçtir, Hayrettin Bey’in zaman içinde yetkilendirip en büyük payeyi verdiği yöneticiler, O’na ilk isyan bayrağını açan yöneticiler oldu. Diğerleri de onların peşine takıldılar.
Başkan’ın bu noktada, “Toparlayıcı” değil de, tam tersine “Taraf” olmayı seçmesi ise olayın daha ilginç ve aynı zamanda hazin olan tarafı. Oysa Trabzonspor Kulübü Başkanı, oturduğu koltuğun hakkını, kriz anlarında “Sorun çözen” kişi olarak vermeliydi. Bu süreçte Başkan Şener’i, krizi çözen olarak değil, “Derinleştiren”, hatta daha da ileri giderek söylemek gerekirse, bu krizden, “Koltuğunu korumak” anlayışı ile çıkmak çabası içinde görmek, her şeyden önce bir Trabzonspor taraftarı olarak beni ziyadesi ile üzdü. Kendisinden beklenen, en basit haliyle, parçalara ayrılmak üzere olan bütünü, en azından kongreye kadar bir arada tutmaya çalışmasıydı.
*
Açıkça söylemek gerekirse Şener bu noktada tercihini, daha güçlü olarak gördüğü Hacısalihoğlu’nun karşıtlarından yana koydu. Netice itibarıyla seçim yaklaşıyor ve “Yüksek yerler”den destek almak gerektiğini Şener, bizden daha iyi hesap ediyor olmalı.
Bu anlamda Şener için “Ahde vefa”nın çok da önemli bir kriter olmadığını görmek, en azından benim için, son derece çarpıcı, hatta şok edicidir. Öyle ya, daha önce kendisi her istifa ettiğinde durumu toparlamaya çalışan ve Başkan’ı kararından döndüren şahıs Hayrettin Hacısalihoğlu’ydu. Bunca istifasını geri aldıran şahsın istifasında, sayın Başkan’ın, “İstifa tek taraflı bir müessesedir” açıklaması, en hafif tabiriyle, şık durmadı. Oysa Asbaşkan, kendi istifasından sonra dahi, kulübü tam anlamıyla krize sokacak ve Trabzonspor’un altından kalkamayacağı bazı istifaları önlemek için azami gayret sarf etti ve önledi de..
*
Şimdi gelinen bu noktada, Sayın Başkan, kendisine “Ayak bağı” olduğunu ve seçime birlikte girdiği takdirde kaybedeceğini düşündüğü Hayrettin Hacısalihoğlu’ndan kurtulduğunu düşünüyor. Yanıldığı nokta, sayın Başkan’ın güvendiği kişilerin gücünün O’na seçim kazandırmaya yetmeyeceği. Sadece bu bile, sayın Başkan’ın gerçekten çok uzun bir süre ayrı kaldığı Trabzon Kazanı’nda suların nasıl da kaynadığını bilmediğini gösteriyor.
*
Büyük şair ve düşünce adamı İsmet Özel’in çok sevdiğim bir sözü vardır : “Amaçları bulanık olanlar, araçların dolambaçlarına takılıp kalmaya mahkumdurlar” der Özel. “Tavşan için kurdukları tuzağa ayaklarını, balık için ördükleri ağa da ellerini kaptırırlar.”
Amaçları bulanık olup, hesaplarını Trabzonspor üzerinden görmeye çalışanların hiçbir zaman akıllarından çıkarmamaları gereken bu tespit, doğruluğunu tarihin her döneminde ispat etmiştir. Bu sefer de öyle olacağına hiç şüphe yok..
*
Son yazımı, “Şenol Güneş bizim için bir kayadır. Yaslandığı yerin dağ olduğunu bilmek de en büyük hakkıdır” diye bitirmiştim. Acı olan şu ki, bu cümle bugün de aynen geçerliliğini koruyor.
Dağ yerinden kımıldarsa, altında şehir kalır..