Tarihi eserlerimizin akıbeti üzerine...
Trabzon’da son üç aydır tartışılan bir konuyu bugün bu köşeye taşıma gereği duydum. Zira yaklaşık üç aydır gündemde olan bu konuya artık herkes bir yorum getirmeye başladı.
Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası tarafından Trabzon’a ait tarihi eserlerin alınması konusunda gündeme getirilen konu o gün bugündür çözülemez bir düğüm haline getirildi desek yeridir. Getirildi diyoruz, zira bu noktaya getirmek için de Meclis üyelerinin bazıları büyük çaba sarfetti.
Şimdi herkes bu olaya farklı bir açıdan bakabilir. Kimisi olayın mevzuat ve kurallar bölümünden, kimisi sırf ‘Yönetim Kurulu istiyor, olmasın’ şeklindeki inatlaşma yönünden, kimisi ise çok daha farklı yönden bakıyor. Gözlemim o dur ki, üç aydır bu konu bu üç açıdan değerlendiriliyor.
Muhalif kanadı olarak nitelendirdiğimiz kesim başından beri bu olaya karşı. Neden karşı, öncelikle ilk söylemleri, ‘TTSO’nun görevleri arasında böyle bir şey yok, bu TTSO’nun görevi değil’ şeklinde oluyor. Hatta bana göre eleştiriler biraz daha ağırlaştırılıp, ‘Bunu yapmak size-bize mi kaldı’ da dendi. TOBB’a yazılar yazıldı, bir ay sonra yazının cevabı geldi ve geçtiğimiz ayki toplantıda okundu bu yazı. TOBB kendilerine yazılan yazıya, “Yapmayı planlandığınız faaliyet Birliğimizin olur vereceği faaliyetler kapsamında bulunmamaktadır. Konunun Odanız yetkili organlarında görüşülerek karara bağlanması gerekmektedir” şeklinde yanıt vermiş. Şimdi bu girişime karşı çıkanların büyük kısmı TOBB’un verdiği cevabı gerekçe gösteriyor. Efendim, TOBB buna olur vermedi’ diyor. Son toplantıda Meclis üyesi Şaban Bülbül’ün konuşması çok anlamlıydı. Bülbül, “TOBB’un görevleri arasında okul yapmak, üniversite yapmak var mı? Olmadığına göre, Meclis’e getirilen tarihi eser alımı konusu da görevleri arasında değildir” ifadeleri önemliydi. Zira Trabzon’da hangi hayır kurumu yada farklı bir kuruluş olabilir, sponsorluk işi olduğunda ilk çalınan kapı Ticaret ve Sanayi Odası oluyor. Peki bunlar Oda’nın görevleri arasında mı? O halde TTSO önüne bakıp, mevzuat gereği sadece yapması gerekenleri yapsın’ diyelim. Böyle düşündüğümüzde de sanırım TTSO çok yavan, şehirden kopuk bir havaya bürünecektir. Trabzon’un en önde gelen sivil toplum örgütü dediğimiz Ticaret ve Sanayi Odası da bu misyonu gereği kanımca Trabzon için önemli bir konuya ilgi göstermiş ve bu konuda ilk adımı atmak istemiştir. Yönetim Kurulu Başkanı Suat Hacısalihoğlu konuyu aslında tek kelimeyle özetledi: ‘Yarın bu eserler konusunda hangi karar verilirse verilsin, önemli olan şu anda bu eserlerin şehir dışına çıkmamasıdır” diyerek bu konunun önemini gereğince de vurgulamıştır.
Karşı çıkılabilir de bu düşünceye. Ancak yolu bu şekilde olmamalıydı. Ne yapılabilirdi peki? Bu noktada Meclis Başkanı Ali Osman Ulusoy’un tavrı bana göre örnekti. Zira Ulusoy, üç saate yaklaşan toplantıda her seferinde bir orta yolun bulunmasını ve bu konu için ‘evet’ kararının çoğunlukla birlikte alınmasını önerdi. Ulusoy, bunu üzerine basa basa vurguladı ancak yaşanan karmaşada bu da kayboluverdi. Ulusoy’un özellikle, “Bu konuyu birlikte bir görüşüp masaya yatıralım, neden yapılması gerektiğini enine boyuna tartışalım ve Trabzon için önemini anlatalım. Hep birlikte çoğunluk olarak ‘evet’ kararını birlikte çıkaralım. Bir tatsızlık yaşanmasın, kimse kırılmadan, dökülmeden bu kararı hep birlikte alalım” ifadeleri bana göre bu konuya önyargılı ve olumsuz yaklaşanlara da örnek olacak nitelikteydi. Ulusoy Divan Başkanı olarak öyle karmaşık bir ortamda yapması gerekeni yapmaya çalışmış her nedense bunun yansıması bir türlü Meclis’e yansıması gerçekleşememiştir. Keşke bu olaya baştan muhalif olanlar da Ulusoy gibi tavır alıp, ‘konuşarak, tartışarak, uzlaşarak’ olayı çözme yoluna gitseydi de üç aydır aynı konu Meclis’e gelmeseydi.
Şimdi işin bir de turizm ve kültür boyutu var ki, buraya hiç dokunmasak ancak yeridir. Toplantı sırasında olup bitenleri izlerken aklıma, Devlet Bakanı Faruk Nafiz Özak ile Kültür ve Turizm Bakanı’nın Trabzon’daki programlar sırasında söyledikleri geldi. Zira artık tarihi eserlerimizi, atamızdan bize kalan mirasları yurtdışından gidip parayla almaya çalışıyoruz. Hatta parayla bile alamıyoruz. Elin oğlu bizim tarihi eserlerimizi müzelerinde sergileyip turizm adı altında bundan gelir elde ediyor. Şimdi hal böyleyken, Trabzon’un kendi öz değerleri, el emeği göz nuru eserleri siz göz göre göre elinizin tersiyle bir kenara iteceksiniz. Sahip çıkmak için adım atmak isteyenlere de, ‘bu bizim işimiz değil, şu yapsın, bu yapsın” diyeceksiniz. Peki kimin işi bu. Veya kim öncü olacak. Kim olursa olsun birilerinin ilk adımı atması gerekiyordu ve TTSO bunu yapmıştır.
Gelelim yeniden Ali Osman Ulusoy’un önerisine. İyi niyetle yapılması gereken, Divan Başkanı’na kalkıp da, ‘gizli oy yapalım, açık oy yapalım, şunu yapıp yapmayacağımızı oylayalım’ diyerek onca vakit geçirmektense, ‘Biz bunun neresinde olabiliriz, TTSO olarak ne kadarını yapabiliriz. Müzesini kuramayız belki ama sponsor olabilir miyiz, veya yönetimle oturup bu konuda orta yolu nasıl bulabiliriz’ denilebilirdi. Ancak bunu yapmak yerine direkt olarak, ‘Bu TTSO’nun işi değil’ diyerek kestirip atmak daha kolay geldi sanırım. Biz biraz da toplum olarak böyleyiz galiba. Orta yolu bulmayı pek sevmeyiz. Artı yada eksi olmayı tercih ederiz. Oturup karşılıklı konuşarak çözelim de diyemeyiz pek. Muhalif olmak güzeldir ya, bakın ne fikirler atılır ortaya… Onun yerine şunu yapalım, bunu yapalım da diyebiliyoruz ama bir türlü. ‘Bir araya gelelim’ diyemiyoruz.
Ne diyelim hayırlısı olsun yinede.. Ancak Trabzon için hayırlısı bu eserlerin Trabzon’da kalması olacaktır. Şöyle olur böyle olur, TTSO öncülük yapar, Belediye yada Valilik üzerine alır, her ne şekilde olursa olsun, bu eserler Trabzon’da kalsın derim ben. Artık ‘bende merak ediyorum tarihi eserlerimizin akıbetini’ de diyemiyorum. Zira hakikaten bu kadar uzun ve saçak saçak büyüyen bir konu herkesi sıkmaya başladı.