Fenerbahçe maçına çok az bir zaman kala, bütün söylemler Trabzonspor üzerine kurulu. Üstelik bir de Beşiktaş maçı mağlubiyeti sonrası malzemeler ikiye katlandı desek yeridir. Şenol Güneş yanlış mı yaptı doğru mu yaptı, şöyle yapsaydı daha mı iyi olacaktı, Fenerbahçe maçı sonrası doğru yapıp yapmadığını göreceğiz’ gibi ifadeler artık her köşede her tarafta konuşuluyor, yazılıyor çiziliyor. Peki Fenerbahçe’ye yenilirse Trabzonspor (tabiî ki temennimiz ve kalbimiz galip olması yönünde) ne olacak, Şenol Hoca’nın yaptığının yanlışlığını siz mi ispat etmiş olacaksınız? Doğruyu siz biliyordunuz da Şenol Güneş mi yanlış biliyordu? Neymiş, 1996 yılını hatırlıyormuş!! Bazıları. Bu nasıl bir şeydir? Anlamak mümkün değil.
Ligin ilk yarısında, ligin adeta tozunu atan Trabzonspor, övgüler yağdırılan, başta yönetim olmak üzere teknik heyet, antrenör ve futbolcuları yerlere göklere sığdırılamayan Trabzonspor gitmiş, iki maçla yerine sanki geçtiğimiz on, yada yirmi yıl başarısız olan takım getirilivermişti. Özellikle son iki yıldır hep şu tez savunuluyor. Yayıncı kuruluştan elde edilen gelirlerin artması sebebiyle Anadolu takımları artık zor rakip oldu. Herkes yukarılara, daha yukarılara oynuyor. Lige kalite geldi’ Bunları herkes birbiriyle paylaşıyor da. Geçtiğimiz hafta Kayserispor-İstanbul Büyükşehir maçını izleyenler bunun doğruluğunu görmüştür. Hakikaten belki de ligin bugüne kadar olan en zevkli, futbol güzellikleriyle dolu bir maçtı. Yani… Yani lig artık kolay değil. Hele hele ilk yarıda hallaç pamuğuna dönmüş İstanbul takımları için neredeyse prestij meselesi olmuş bu iş. İstanbul takımlarını yalnızca Trabzonspor mu yendi? Hayır. İstanbul takımlarının ligin alt sıralarında olmasının sebebi aşikar. Anadolu takımlarındaki kalite. Futbolcularının kendilerini gösterme azmi. Bu sayede pek çok yetenek de keşfediliyor. Türk futbolu kazanıyor. Bu işin bir başka boyutu idi.
* * *
Ligin ilk yarısında İstanbul takımları yenildikçe yaygın medyada spor yazarlarının özellikle fanatiği oldukları takımların çöküşünü görmeleri kendilerine ne de büyük öfke yaşatmıştı. Bakmayın siz onların takımlarını acımasızca eleştirmesine. Takımlarının aldıkları bir galibiyetle gönüllerin şampiyonu bile ilan edebiliyorlar. Onlar takımlarının başarısızlığına çare ararken, bizi çok iyi giden takımda Engin’le uğraştık hep. Onların (yaygın medyanın) yaptığını biz yaptık. Kalkıp basın toplantılarında Şenol Güneş’e, ‘Engin Bayrat’a ceza verecek misiniz? diye sorduk. Gerekçe de, ‘ileride bu hareketler takıma zarar verir’ düşüncesiydi. Buna kesinlikle katılmıyorum ve bunu her defasında da dile getirdim. Her takıma bir Engin lazım. Keşke olsa. Bir Tolunay’ımız vardı zamanında. Şimdi bir Engin’imiz var. Kendi içimizde malzeme aramaya çalıştık, oysa diğer taraftan yaygın medyadaki spor yazarları Trabzonspor’un en ufak bir tökezlemesini beklercesine yorum yaptılar.
* * *
Kupaya veda ettik, keşke öyle olmasaydı. Oysa kadromuz her iki kulvarda da mücadele edebilecek kapasiteye sahip. Bir başka keşke ise daha ligin ilk yarısının bitmesiyle takımın dinamoları Selçuk, Egemen gibi futbolcuların transfer söylentilerinin başlamış olması. Keşke bunlar olmasaydı. Bir çift söz de onlara özellikle Selçuk’a. Evet ilk yarıda çok iyi bir Trabzonspor vardı. Daha ligin ilk yarısı biter bitmez, bu söylemlerle gündem yaratmaya gerek var mıydı? Şampiyon mu oldu takım? Hayır. Peki neydi bu aceleniz? Bu kadar erken olmamalıydı. Bunlar takıma zarar verir.
Son söz yine Şenol Hocamıza. Ben hep söylediğimi tekrar ediyorum. Şenol Hocam sen işini bilirsin. Ankaragücü maçından sonra yaptığı eleştiriler ve yorumlar için eleştirilmesini de haklı bulmuyorum. Evet önümüzde Fenerbahçe maçı var, önemli olan, ‘Eyvah elimizde şimdi sadece lig var’ diyerek psikolojik bir baskıya girmemek. Bu da Şenol Hoca’nın işi. Şenol Hocam sen işini bilirsin. Biz takıma da Şenol Güneş’e de güveniyoruz.